y4s4r

İşitme Cihazı

İşitme cihazları

İşitme cihazları, sesi yakalayarak ve sesin seviyesini yükselterek etki gösterir.

İşitme cihazı nedir?

İşitme cihazları sesleri yakalar, seslerin şiddetini artırır ve kulak kanalına, oradan da orta kulak yoluyla işitme sinirlerinin bulunduğu iç kulağa gönderir.

Kimlere yardımcı olabilir?

İşitme cihazları en çok aşağıdaki sebeplerden dolayı hafif ila orta derecede işitme kaybı yaşayan insanlar için faydalıdır:

  • normal yaşlanma sürecinde duyusal hücrelerin hasar görmesi
  • yüksek gürültüye maruz kalma
  • ilaçlara reaksiyon
  • kafada yaralanma
  • genetik faktörler (bir aile bireyinden kalıtım yoluyla alınır).

Nasıl çalışırlar?

İşitme cihazları seslerin şiddetini artırır. Seçilebilecek pek çok işitme cihazı türü ve stili vardır, ancak hepsi aynı parçalara sahiptir:

  • işitme cihazını çalıştıran bir minyatür pil
  • sesleri toplayan bir mikrofon
  • sesin şiddetini artıran bir yükseltici
  • kafada yaralanma
  • yükseltilen sesi dış kulağa gönderen bir hoparlör.

Bazı işitme cihazlarında yankılanmayı (vınlama) dengelemeye veya sesi iyileştirmek üzere değiştirmeye yardımcı olabilecek bir dijital işlemci bulunur.

Bir işitme sağlığı uzmanının yardımıyla, aşağıdakilere göre üretilen özel bir işitme cihazı edinebilirsiniz:

  • işitme kaybı seviyeniz
  • kulağınızın şekli
  • sınıf, restoran ve müzik dinleme gibi yaygın ses ayarları.

İşitme cihazının yararları nelerdir?

Pek çok insan işitme cihazlarının aşağıdaki faydaları sağladığını bildirmektedir:

  • çoğu durumda konuşmayı daha iyi işitmelerine ve anlamalarına yardımcı olma
  • grup ortamlarına ve toplantılara daha katılmalarını sağlama
  • işitme kayıplarından dolayı işitemedikleri yumuşak veya hafif sesleri işitmelerine yardımcı olma.

Kaynakça:

www.cochlear.com

İşitme Kaybı Türleri

1-Sensörinöral işitme kaybı

Sensörinöral işitme kaybı terimi, iki farklı sorunu tanımlar: iç kulağı içine alan duyusal kayıp ve işitme sinirini içine alan sinirsel kayıp.

Ne demektir?

Geçmişte, sensörinöral işitme kaybı, “sinirsel sağırlık” olarak adlandırılıyordu. Şimdi biliyoruz ki, çoğu vakada sorun işitme sinirinden daha çok iç kulaktan kaynaklanmaktadır. Buna karşın, bu iki sorunu gruplamaya devam ediyoruz, çünkü iç kulak ve işitme siniri birbirine bağlıdır ve birlikte çalışmaları gerekmektedir.

Bu durum, işitme kaybının vakit kaybetmeden tedavi edilmesinin gerekli olmasının bir başka nedenidir – işitme sisteminin ‘aşağıdaki’ sinirsel bölümlerinin büyüyüp sağlıklı kalması için ‘yukarıdaki’ duyusal bölümlerden girdi alması gerekir.

Sebepleri nelerdir?

Sensörinöral işitme kaybının sebepleri değişken olmakla beraber, genel olarak iki kategoriye ayrılması mümkündür: doğuştan ve sonradan edinilmiş.

Doğuştan işitme kaybı doğumda mevcuttur ve yeni doğan bebeklerde görülen en yaygın sorundur. Kalıtsal yolla alınmış olabileceği gibi, yaşamın fetal aşamalarındaki anormal gelişimden de kaynaklanıyor olabilir. Aşısı geliştirilmeden önce, annedeki rubella veya kızamıkçık, doğuştan işitme kaybının yaygın sebeplerinden biriydi.

Doğum sonrasında meydana gelen, sonradan edinilmiş işitme kaybı, çok çeşitli faktörlerden kaynaklanabilmektedir. Bunlar arasında, travma, presbikuzi (yaşa bağlı işitme kaybı), makine veya ateşli silahlardan gelen gürültüye maruz kalma, Meniere hastalığı ve menenjit sayılabilir. Kulağa zarar verebilen, ancak hayati tehlike taşıyan tıbbi rahatsızlıkların tedavisi için gerekli olan ototoksik ilaçlar da işitme kaybını tetikleyebilir. İşitme sinirindeki tümörler de daha nadir olarak işitme kaybına sebep olabilir.

Belirtileri nelerdir?

İki kulakta da olduğunda, sensörinöral işitme kaybı, konuşmanın ses seviyesi yeterince yüksek olsa bile, konuşmaları anlamakta zorlanmanıza neden olabilir. Bir kulakta olduğunda, seslerin yerini tespit etmede veya arka plan gürültüsü varken işitmede zorlanabilirsiniz.

2-İletim tipi işitme kaybı

İletim tipi işitme kaybı terimi, dış veya orta kulaktaki işitme kaybını tanımlamak için kullanılır.

Ne demektir?

İletim tipi işitme kaybı, ses dalgalarının dış ve orta kulak içinden iç kulağa geçmesini engelleyen bir durum olduğunda meydana gelir. İletim tipi işitme kaybını, kulağınızı tıkayarak kolayca taklit edebilirsiniz; bu işitme kaybı türü temel olarak buna benzer.

Sebepleri nelerdir?

İletim tipi işitme kaybına yol açabilecek sebepler değişkendir ve orta kulak enfeksiyonları (otitis media), benign tümörler (kolesteatoma), kulak zarı delinmesi, travma ve orta veya dış kulaktaki deformasyonlar gibi durumları içine alır.

Belirtileri nelerdir?

İletim tipi işitme kaybında, konuşmaların anlaşılması güçtür ve ancak yeterince yüksek olduğunda ve arka planda fazla gürültü olmadığında anlaşılabilir. İşitme cihazları yardımcı olabilir, ancak bazen yeterli olmaz.

3-Karışık tip işitme kaybı

Karışık tip işitme kaybı, sensörinöral ve iletim tipi işitme kaybının bileşimidir.

Ne demektir?

Karışık tip işitme kaybı, sensörinöral ve iletim tipi işitme kaybının bileşimi olduğundan, hem dış kulakta veya orta kulakta hem de iç kulakta hasar söz konusudur. Bu işitme kaybı türünün şiddeti hafif ile ağır arasında değişkenlik gösterir.  Karışık tip işitme kaybı olan insanlar için, seslerin seviyesi düşüktür ve anlaşılması daha zordur.

Sebepleri nelerdir?

Karışık tip işitme kaybı, dış veya orta kulaktaki iletim hasarı ile iç kulaktaki (koklea) veya işitme sinirindeki sensörinöral hasarın bileşiminden kaynaklanır. Genetik faktörler, yüksek gürültüye aşırı maruziyet, belli ilaçlar ve normal yaşlanma süreci, sensörinöral işitme kaybına sebep olabilir. Doğum kusurları, hastalıklar, tümörler veya kitleler ve baş yaralanmaları, gerek iletim tipi gerekse sensörinöral işitme kaybının olası sebepleridir.

Belirtileri nelerdir?

İşitme kaybı daha çok iletim tipiyse, konuşmaların anlaşılması güçtür ve ancak yeterince yüksek olduğunda ve arka planda fazla gürültü olmadığında anlaşılabilir. İşitme kaybı daha çok sensörinöral tipteyse, ses yeterince yüksek olduğunda bile, konuşmaların anlaşılmasında güçlük yaşanabilir.

Kaynakça:

www.cochlear.com

İşitme Kaybı Dereceleri

İşitme kaybının dereceleri

Bir kişinin yaşadığı işitme kaybının miktarı hafif, orta, ileri düzeyde veya ağır olarak derecelendirilebilir.

İşitme testleri ne kadar ses işitebildiğimizi ölçer. Pek çok farklı test türü vardır ve bir klinik veya işitme sağlığı uzmanı sizin veya çocuğunuzun işitmesini değerlendirmek için en iyi testleri yapacaktır. İşitme testlerini sonuçları odiogram adı verilen bir tabloda gösterilebilir.

İşitme düzeyinizin ölçülmesi, sizin veya çocuğunuzun yaşadığı işitme sorununun türünün tespit edilmesine yardımcı olur ve işitme sağlığı uzmanınızın en iyi tedavi seçeneklerini önermesine yardım eder.

İşitme kaybı desibel işitme düzeyi (veya dBHL) olarak ölçülür. Bu değer, sizin veya çocuğunuzun işitebildiği en yumuşak seviyeyi temsil eder. İşitme düzeyi saf ton sesleri ve konuşma sesleri için ölçülebilir ve her iki kulak (iki taraflı) ve her bir kulak için ayrı ayrı (tek taraflı) ölçülebilir.

Bir kişinin sahip olduğu işitme kaybının miktarı hafif, orta, ileri düzeyde veya ağır olarak derecelendirilir.

  • Normal işitme
    20 dBHL’ye kadar düşük sesleri işitebilirsiniz.
  • Hafif işitme kaybı
    Daha iyi olan kulağınızdaki işitme kaybı 25 – 39 dBHL arasındadır.
    Gürültülü ortamlarda konuşulanları takip etmekte zorluk çekersiniz.
  • Orta dereceli işitme kaybı
    Daha iyi olan kulağınızdaki işitme kaybı 40 – 69 dBHL arasındadır.
    İşitme cihazı olmadan konuşulanları takip etmekte zorluk çekersiniz.
  • İleri düzeyde işitme kaybı
    Daha iyi olan kulağınızdaki işitme kaybı 70 – 89 dBHL arasındadır.
    Güçlü işitme cihazları veya implant gerekir.
  • Ağır işitme kaybı
    Daha iyi olan kulağınızdaki işitme kaybı 90 dBHL’den başlar.
    Daha çok dudak okuma ve/veya işaret dili veya implant kullanımına ihtiyaç duyarsınız.

Kaynakça:

www.cochlear.com

İşitme Kaybı Nedenleri

 

İşitme kayıpları doğuştan veya sonradan olarak gelişebilir. Patolojinin yerine göre genel olarak 3’e ayrılarak incelenir.

  1. İletim tipi işitme kaybı
  2. Sensörinoral (alım tipi) işitme kaybı
  3. Mikst (karışık) işitme kaybı

Dış kulak ve orta kulakla ilgili hastalıklar genel olarak iletim tipi işitme kaybı yaparken, iç kulak, işitme siniri ve beyinle ilgili hastalıklar sensörinöral tip işitme kaybı yaparlar. Eğer işitme yollarının sadece bir yerinde değil birden fazla bölgesinde (aynı anda hem iletim hemde sensorinöral) hastalık varsa mikst tip işitme kaybı ortaya çıkar.

İşitme Kaybı Sebepleri Nelerdir? 
İşitme kaybı sebeplerini, hastalığın hangi bölgede görüldüğüne göre sınıflamak gerekir.

Dış kulak ile ilgili sebepler:

  1. Kulak kiri (buşon),
  2. Dış kulak yolunda yabancı cisim (kulak çöpü pamuğu, kalem arkası silgisi, vb)
  3. Kulak kepçesi yokluğu ya da doğuştan şekil bozukluğu,
  4. Dış kulak yolunun doğumsal kapalı olması,
  5. Dış kulak yolu iltihapları,
  6. Dış kulak yolu tümörleri.

Orta Kulak İle İlgili Sebepler

  1. Kulak zarı delinmesi,
  2. Kulak zarı arkasında sıvı birikimi,
  3. Orta kulak iltihapları,
  4. Orta kulak kemikçiklerinde kireçlenme,
  5. Travma (kafa kemiği kırıkları, kemikçik hasarlanmaları, zar yırtılması vb),
  6. Kolesteatom,
  7. Orta kulak tümörleri,
  8. Metabolik ve sistemik hastalıklar,
  9. Genetik geçişli hastalıklar.

İç kulak ve işitme siniri ile ilgili sebepleri

  1. İç kulak iltihabı,
  2. Enfeksiyonlar (kabakulak, kızamıkçık vb),
  3. Kulak ve kafa travmaları,
  4. Yüksek sese maruz kalma,
  5. İç kulağa zararlı (ototoksik) maddeler ve ilaçlar (kemoterapi ilaçları vb),
  6. Yaşlılığa bağlı.
  7. Meniere hastalığı (işitme kaybı ile birlikte baş dönmesi, uğultu olması),
  8. İşitme siniri tümörleri,
  9. Sistemik hastalıklar (diyabet, tiroid hastalıkları vb),
  10. Bebeklerde  gebelikte annenin geçirdiği bazı hastalıklar,
  11. Bebeklerde gebelikte kullanılan bazı ilaçlar,
  12. Sorunlu doğumlar (Erken doğum, doğum sırasında oksijensiz kalma vb),
  13. Yenidoğanda yüksek sarılık olması,
  14. Genetik.

Kaynakça:

Yrd.Doç.Dr.Selman Sarıca
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
KBB AD
Kahramanmaraş

Yutma Bozuklukları

İnsanların yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli unsurlardan biri de beslenmedir. Beslenmenin gerçekleşebilmesi için alınan gıdaların güvenli bir şekilde ağız boşluğundan mide ve bağırsaklara ulaşabilmesi gerekir. İnsanlar günde yaklaşık olarak 1000 kez yutkunurlar. Yutma süreci kısmen istemli olarak kontrol edilen bir süreçtir. Yani insan iradesiyle yutma işlevini başlatır ve sürdürür. Ama yutma aynı zamanda istem dışı, reflekslerle gelişen süreçleri de içerir. Yutma 4 ayrı fazda gerçekleşir. Bunlar, oral hazırlık (ağızda hazırlık), oral (ağız), farengeal (yutak) ve özofageal (yemek borusu) fazlarıdır.
Oral hazırlık (ağız hazırlık) fazında, yiyecek ağza alınıp bolus haline getirilir. Bebeklerde emme başlar. Yiyeceği çiğneyebilen daha büyük çocuklarda bu faz daha uzun sürer.
Oral (ağız) fazı,yiyeceğin bolus haline getirilip arkaya doğru itilmesiyle başlar. Ağızdan geçiş süresi 1-1,5 sn.’dir.
Farengeal (Yutak) fazı, hızlı ve reflekslerle gerçekleşen bir süreçtir. Bu faz hava yolunun korunması için yumuşak damağın kalkması, gırtlağın öne ve yukarı hareketi; bazı kıkırdak yapıların ve ses tellerinin kapanması ile gerçekleşir. Farengeal fazın geçiş süresi bir saniyedir. Bolusun krikofarengeal bölgeden geçmesiyle birlikte yutmanın özofageal (yemek borusu) fazı başlar.
Özofageal (yemek borusu) fazı, Bu fazda bolus mideye kadar ulaşır. Bolusun mideye geçişi simetrik bir şekilde gerçekleşir. Özofageal (yemek borusu) geçiş süresi bolus kıvamına bağlı olarak 8-20 sn. arasında değişir.
Yutma Bozukluğu (Disfaji) Nedir?
Yutma bozukluğu tıp dilinde disfaji olarak bilinir yeme ve içme sırasında görülen yutma güçlükleridir. Bu durum, yiyeceğin ağız boşluğundan mideye geçişinde gecikme, engellenme ve yanlış bir yol izleyerek nefes borusuna kaçması şeklinde ortaya çıkar. Yiyecek ses telleri seviyesine kadar inerse “penetrasyon”, ses tellerinin altına geçerse de “aspirasyon” olarak bilinen oldukça tehlikeli, ölüme yol açabilen bir durum gerçekleşir. Çünkü aspirasyon, yiyeceklerin nefes borusu yolu ile ciğerlere kaçması demektir.
Yutma bozukluğu üç farklı yutma evresinde gerçekleşebilir: 
Oral faz: Yiyeceği ya da içeceği emme, çiğneme ya da ağızdan boğaza doğru gönderme aşamasında görülebilen sorunlar
Faringeal faz: Yiyeceği ya da içeceği yemek borusuna göndermekte yani yiyecek ve içeceklerin yanlış yönde giderek nefes borusuna kaçmasını önlemek için nefes borusunun kapanmasında görülebilen sorunlar.
Özofageal faz: Yiyecek ve içeceğin yemek borusundan mideye gönderilmesinde görülebilen sorunlar.
Herkes yemek yerken zaman zaman tıkanarak yutma zorluğu çekebilir; ancak sağlıklı bir kişi, yedikleri yemek borusu yerine nefes borusuna kaçtığında refleks olarak öksürerek boğazını temizleyebilir. Ancak bazı kişiler değişik hastalıklara bağlı olarak boğaz temizleme işlemini gerçekleştiremeyebilir ve bu durum da bazen ciddi hatta ölümcül sorunlara yol açabilir. Yutma bozukluğu her yaş grubundan hastada ve sinirsel (nörojenik), mekanik, psikolojik nedenler ve kas hastalıklarına (myojenik) bağlı olarak oluşabilir.
Yutma bozukluğunun tedavisi nasıldır? 
Yutma bozukluğunun tedavisi, uzman dil ve konuşma terapisti tarafından yutma bozukluğunun nedeni, belirtileri ve tipine bağlı olarak planlanmasıdır. Tedavi sırasında;
• Yutmadan sorumlu kasların güçlenmesini ve koordineli hareketlerini sağlayacak ya da yutma refleksini harekete geçirebilecek sinirlerin uyarılmasına yönelik özelleştirilmiş egzersizlerin yapılması
• Kişinin daha rahat yutması için çeşitli pozisyon ve yutma stratejilerinin uygulanması
• Kişinin yutmasının güvenli ve kolay olması için farklı kıvamdaki yiyecek ve içecekle beslenmesi
Kaynakça:
www.florance.com.tr

Dudak Damak Yarıklığı

 

Damak-dudak yarıklığı; dudak, sert damak, yumuşak damak, diş ve burun gibi yapıların bir ya da birden fazlasının anne karnında tam olarak gelişmemesine bağlı olarak ortaya çıkan anatomik bozukluktur. Sadece dudak yarıklığı şeklinde ortaya çıkabileceği gibi burundan başlayarak tüm damağı içeren komple bir yarık olarak da görülebilir. Damak-dudak yarıklığı; dudak, sert damak, yumuşak damak, diş ve burun gibi yapıların bir ya da birden fazlasının anne karnında tam olarak gelişmemesine bağlı olarak ortaya çıkan anatomik bozukluktur.

Sadece dudak yarıklığı şeklinde ortaya çıkabileceği gibi burundan başlayarak tüm damağı içeren komple bir yarık olarak da görülebilir. Sadece dudak yarıklığı olan bireylerde sorunun olumsuz etkisi sınırlıdır. Fakat damak yarıklıklarında olumsuz etkiler yaşam kalitesini derinden etkilemektedir. Problemin Etkileri: Damak-dudak yarıklığının çocuk ve çevresindekiler üzerindeki etkisi doğumdan hemen sonra başlar çünkü bu bebekler ağız içi basıncı yarık nedeniyle sağlayamazlar ve emmeleri ve dolayısıyla beslenme yetersizliğine bağlı olarak fiziki gelişimleri sorunlu olur. Dudak ameliyatları, bebeğin fiziki gelişimiyle ilgili koşullar sağlanabilirse 3 ay civarında yapılabilmektedir. Ancak damak ameliyatının yapılabilmesi 12 aydan önce mümkün olmamaktadır. Bu süreç boyunca bebeğin normal fiziki gelişimini sürdürebilmesi için ailenin beslenme konusunda bilinçlendirilmesi gerekmektedir. İlerleyen yıllarda ise ağız içi yapıların anatomik eksikliklerinden dolayı konuşma seslerinin üretilmesiyle ilgili olarak artikülasyon terapisine ihtiyaç duymaktadırlar. Dudak-damak yarıklığı olan bireylerde görülen en belirgin sorunlardan biri hipernazalitedir.

Hipernazalite; konuşma için gerekli olan ses enerjisinin, sadece ağızdan çıkması gerekirken buruna kaçması nedeniyle ses rezonansının bozulmasıdır.

Hipernazalite konuşma anlaşılırlığını son derece olumsuz etkileyebilmektedir. Bu sorun; bazı durumlarda cerrahi müdahaleler ile çözülebilecek yapısal bir sıkıntıdan kaynaklanıyor iken, bazı durumlarda ise konuşma terapisi ile ortadan kaldırılabilecek türdendir. Bu noktada dil ve konuşma terapistinin görevini yapısal sorunlar ile kullanıma bağlı hataları ayırt ederek yapısal sorunlar için plastik-estetik cerrahiye veya ortodontiye yönlendirme yapıp diğerleri için dil ve konuşma terapisi sürecini başlatmaktır.

Kaynakça:

www.dilgem.com.tr

Hızlı Bozuk Konuşma

Takipemi(Hızlı bozuk konuşma), tıpkı kekemelik gibi bir akıcılık bozukluğudur. Kişinin konuşması çok hızlıdır. Konuşmada kullanılan vurgular konuşulan dilin vurgu özelliklerine uygun değildir ve düzensiz bir ritmi vardır. Hece ve ses yutmaları yaygın olarak görülür. Hece ve ses atmalarına eklenen aşırı hız nedeniyle konuşma özellikle yabancı dinleyiciler için oldukça anlaşılmazdır.

Diğer akıcılık sorunlarında olduğu gibi kişini iletişim becerileri olumsuz etkilenmektedir. Ancak kekemelikten farklı olarak hızlı- bozuk konuşmaya sahip bireylerin kendi konuşma özellikleri ile ilgili farkındalık düzeyleri genellikle daha düşüktür.  Bu nedenle kişi üzerindeki olumsuz psikolojik etkileri daha sınırlıdır.

Tıpkı kekemelikte olduğu gibi hızlı-bozuk konuşma vakalarında da öncelikle kişinin kendi konuşma özelliklerini tanıması için çalışmalar yapılır. Farkındalığın artırılmasını takiben hızın düşürülmesine yönelik müdahaleler, takiben doğru vurgulama eğitimi yapılır. Ayrıca hece yutmaları davranışının azaltılmasını hedef alan etkinlikler uygulanır.

Kaynakça:

www.dilgem.com.tr

Kekemelik

Kekemelik nedir?

Kekemelik konuşma akıcılığında sesli veya sessiz duraksamalardan (‘—–bloklar’), sözcük birimlerinin (ses veya hecelerin) tekrarlanmasından (örne˘in: g‘s-s-s-sog˘uk’) veya uzatılmasından (örneg˘in:‘sssssıcak’) oluşan bir konuşma bozukluğudur. Kekemelik genellikle aşırı zorlanmalar, göze batıcı (kafa, kol hareketleri veya bedensel) gerginlikleri içerir. Kekemeler kekeledikleri anda ne söylemek istediklerini çok iyi bilirler fakat kelimeleri sorunsuz çıkaramazlar. Konuşurken konuşma organları üzerindeki kontrolü kaybederler. Her kekeleyen değişik kekeler. Kekemeliğin derecesi kişiye, konuya, konuşulacak kelimeye, duygusal veya bedensel duruma göre oldukça değişebilir.

Kekemelik genellikle çocuk bir süre akıcı konuştuktan sonra gözle görülen bir neden olmadan 2 ila 5 yaşları arasında gelişir fakat istisnai durumlarda daha geç başladığı da görülür. Çocukların %5inde kalıcı bir kekemelik gelişir. Bu çocukların 4’te 5’i ergenlik çağına kadar yeniden akıcılaşır. Maalesef hangi çocuklarda geçici bir kekemeliğin oluşacağı daha önce bilinemez. Yetişkinlerin %1’nin kekelediği tahmin ediliyor. Bu Türkiye için 800.000’den fazla yetişkinin kekelediği anlamına gelir. Yetişkinlerin kekemeliği genellikle kalıcıdır. Kekemelik erkek çocuklarında kız çocuklarına nazaran ortalama iki kat daha fazla gelişir. Kız çocuklarında kekemelik genellikle geçicidir. Kekeleyen erkek çocuklarında bu oran 5:1 kadar yükselir (5 erkek çocuğuna 1 kız çocuğu düşer).
Kekemelik her kültürde görülür ve 4000 yıllık yazılarda bile kekeleyen insanlardan bahsedilir.

Konunun uzmanı olmayanlar kekeleyen çocuklar konuşabildiklerinden daha çabuk düşündükleri için ya da kekeleyen bir insanı taklit ettikleri için, daha sinirli oldukları için veya daha fazla ilgi çektikleri için, dillerinin daha yavaş döndüğünden dolayı
konuşmalarının akıcı olmadığını tahmin ederler. Bu görüşler doğru değildir. Kekeleyen insanların kekelemeye genetik olarak yatkın oldukları düşünülür. Kekemelik çocuğun bedensel, zihinsel, duygusal, dil ve konuşma açısından çok çabuk geliştiği bir dönemde ortaya çıkar. Neden ve niçin bazı çocuklarda bu dönemde kekemeliğin ortaya çıktığı bilinmemektedir. Kekemeliğin gelişiminde duygusal, bedensel veya sosyal nedenlerin önemli rol oynadığı tahmin edilmektedir. Kekemeliğin daha ileri gelişmesinde konuşmada artan gerginlik, çocuğun kekemelikten kaçınmasına neden olur. Bu bağlamda konuşmaya karşı olumsuz duygular ve tavırlar ortaya çıkabilir. Korku ve kaçınma, konuşmada gerginlik ve sürekliengellenme sonucunda oluşan kısırdöngü, kekemeliğin ayakta kalmasına veya daha da artmasına yol açar. Kekemelik bu süreç içinde otomatikleşir ve devam ettiği süreye bağlı olarak değiştirilip düzeltilmesi de zorlaşır.

Çocuğunuzun kekelediğini fark ettiğiniz ve endişelenmeye başladığınız anda mutlaka bir uzmana danışmalısınız. Kekemelik dalında tecrübesi olan bir uzmana başvurarak kekemelik tehşisi yaptırın ve uzmanın görüşünü alın. Çocuğunuzu muayene
edilmesi için mutlaka yanınızda götürün. Bunun yanı sıra sizinle kekemeliğin belirtileri ve çocuğun tepkisi hakkında görüşülmesi gerekmektedir.
Eğer çocuğunuz kekeliyorsa aşırı telaşa kapılmamaya çalışın, fakat uzun zaman kekemelik  geçer diye umutlanıp beklemeniz de tavsiye edilmez. Çocuğunuz konuşurken kendini zorluyorsa veya konuşmasından dolayı hayal kırıklığına uğruyorsa mutlaka kekemeliğin tehşisi yapılmalıdır. Tabii ki endişeleniyor ve ne yapacağınızı, nasıl davranacağınızı bilmiyorsanız da bir uzmana danışmanız yararlı olur. Kekemelik tedavisinde çocuğunuzun yaşı önemli değildir. Kekemeliğin muayenesi tedavinin gerekli olup olmadığı konusunda karar verilmesine yardımcı olur.

Siz de çocuğunuza yardımcı olabilirsiniz. Kekemelik kötü bir alışkanlık olmadığı gibi çocuğunuzun kontrolü dışındadır. Çocuğunuzun takılmalarını düzeltmeyin. Onun size ‘nasıl’ değil de ‘ne’ demek istediğini anlamaya çalışın. Onu zorlamayın, sözcük
ve tümcelerini tamamlamayın. Kendiniz sakin olup yavaş konuşmaya çalışın. Çocuğunuza anlayış gösterin ve üzüldüğünde onu teselli edin. Kekemelik hakkında bilgi edinin ve çevrenizdeki insanlara, çocuğunuza karşı nasıl davranmaları gerektiğini
anlatın.

Kısaca

Çocuğunuzla konuşurken…

1.Çocuğunuzla sakin, acele etmeden ve birçok ara ara duraksamalarla konuşun. Çocuğunuz konuşmasını bitirdikten sonra siz konuşmaya başlamadan önce birkaç saniye duraksayın. Bu davranışınız çocuğunuza yapacağınız “Yavaş konuş.”, “Tekrar dene.” gibi eleştirilerden çok daha faydalı olacaktır.

2.Çocuğunuza sorduğunuz soruların sayısını azaltın. Soru sormak yerine, çocuğunuzun söyledikleri hakkında basit yorumlar yapın.

3.Çocuğunuzla konuşurken yüz mimiklerini ve diğer beden işaretlerinizi kullanın. Bu çocuğunuzun nasıl konuştuğuna değil, ne konuştuğuna odaklandığınızı gösterir.

4.Çocuğunuza her gün ilginizin bölünmediği, düzenli, bir zaman ayırın. Bu sessiz ve sakin zaman çocuğunuz için bir güven inşa edecektir.

5.Tüm aile üyelerinizi ve çocuğunuzun iletişimde olduğu kişileri dinleme, konuşma ve söz alma konusunda eğitin. Çocuğunuzun sözlerinin az bölünmesi daha az kekelemeye yol açar.

6.Çocuğunuzla nasıl etkileşime girdiğinizi gözlemleyin.  Çocuğunuza konuşması ve dinlemesi için verdiğiniz zamanı artırın. Ona konuşması sırasında süre problemi olmadığını hissettirin.

7.Yukarıdaki  tüm tavsiyelere ek olarak, çocuğunuzu  olduğu gibi kabul ettiğinizi ona hissettirin.  Kekelesin ya da kekelemesin ona verebileceğiniz en büyük destek bu olacaktır.  Çocuğunuzun kekelerken özgür olmasını sağlayın.

Kaynakça:

www.kekemelikdernegi.com

Gecikmiş Konuşma

Çocuklardaki dil ve konuşma gelişiminde yaşıtları düzeyinde olup olmadığını belirleyebilmek için ebeveynlerin dil ve konuşma basamakları hakkında bilgi sahibi olmaları gerekmektedir. Böylece çocukta dil ve konuşmada herhangi bir gecikme olduğunda aile doğru zamanda destek alabilecektir.

Çocukların dil ve konuşma gelişiminde bireysel farklılıklar gözlenir; ancak belli yaş aralığında bazı becerileri edinmiş olmaları beklenir. Aşağıda normal dil ve konuşma gelişimi gösteren çocukların hangi yaş aralığında, dil ve konuşma becerilerini ne seviyede edinmesi gerektiği basamaklar halinde verilmiştir.

Dil Gelişim Basamakları Nelerdir?

1 yaş:

– İsmine tepki verir.

– Konuşma seslerine benzer sesler çıkartır (ba ba, da da).

– İletişimde baş sallama, istediği nesneleri parmağıyla gösterme gibi jestleri kullanır.

– Basit komutları (gel, git, evet) anlar.

– Tam anlaşılmasa bile, basit birkaç sözcük kullanır.

-Konuşuyormuş gibi tonlama yaparak babıldar.

– İletişimde sıra alır: Siz konuşurken susar ve siz sustuğunuzda babıldamaya başlar.

1-2 yaş:

– Diğer odadan istenen nesneyi getirebilir.

– Anne babaya göstermek için nesneler getirir.

– Size nesneleri göstererek adlandırmanızı bekler.

– Miş gibi yaparak oyunlar oynar. Örneğin; yemek pişirme, hayvan olma.

– Yaygın kullanılan nesne ve resimler gösterildiğinde adlarını söyler.

– Her hafta yeni bir sözcük söylemeye başlar.

– İki sözcüğü bir araya getirerek cümle kurabilir.

– Sorular sorabilir.

2-3 yaş:

– 50-100 sözcüğü iletişimde kullanır.

– Üç sözcüğü bir araya getirerek cümle kurar.

– 1-2 adımlı yönergeleri yerine getirir. Örneğin, “Camı aç ve kapıyı kapa.”

– “Ben”, “sen” gibi zamirleri kullanır.

– Söyledikleri çevresindekiler tarafından anlaşılır.

– Vücut bölümlerinin isimlerini söyler.

– Kısa sohbet sürdürebilir.

– Olumsuzluk eki, çoğul eki ve bazı zaman eklerini kullanabilir.

3-4 yaş:

– Ortalama 800-1500 sözcüğü iletişimde kullanabilir.

– Basit öyküler anlatabilir.

– 4-5 sözcükten oluşan cümleler kurar.

– Soyadını ve oturduğu semti bilir ve söyler.

4-5 yaş:

– Ortalama 1000-2000 ve daha fazla sözcüğü iletişimde kullanabilir.

– Karmaşık cümleler kurabilir.

– Okul ve arkadaşlarıyla ilgili deneyimlerini anlatabilir.

– Neden ve nasıl sorularını sorabilir.

– Renkleri ve şekilleri bilir.

– “Neden”, “Kim” gibi sorular sorabilir.

Aileler çocuklarının konuşmasında gecikme olduğundan şüphelendiklerinde, kendiliğinden geçmesini beklemek yerine uzman bir dil ve konuşma terapistine başvurmalılardır. Böyle bir durumda erken tanı ve müdahalenin önemi büyüktür. Terapist, çocuğun dil ve konuşma becerilerini kapsamlı olarak değerlendirir ve değerlendirme neticesinde çocuğun durumuna göre hemen terapiye başlayabilir ya da aileye çocuğun konuşma gelişimini nasıl destekleyebileceğini anlatarak ileriki bir tarihte kontrole çağırabilir. Konuşma gecikmesi ileriki dönemlerde çocuğun okuma, yazma gibi akademik becerilerde akranlarının gerisinde kalmasına neden olabilir. Sosyal becerilerde zayıflığa, düşük özgüvene, davranış problemlerine ve çocuğun içe kapanmasına neden olabilir. En önemlisi de, gecikmiş konuşma fiziksel, gelişimsel ve nörolojik problemlerin belirtisi olarak ortaya çıkmış olabilir.

Dil ve Konuşma Gecikmesinin Nedenleri Nelerdir?

Gecikmiş dil ve konuşma, herhangi bir nedene bağlı olmadan çıkabileceği gibi belli nedenlerden ötürü de ortaya çıkabilmektedir. Çocuklarda gecikmiş dil ve konuşmanın çeşitli nedenleri olabilir. Erken doğum, çocuğun doğum sırasındaki kilosunun düşük olması ve ailede gecikmiş dil ve konuşma öyküsü olması risk faktörlerindendir. Gecikmiş dil ve konuşma, erkeklerde kızlara oranla 3 kat daha fazla görülür. Gecikmiş dil ve konuşma gözlenen çocuklarda ilk olarak işitme testi yapılarak; herhangi bir işitme kaybı bulunmadığından emin olmak gereklidir çünkü işitme kaybı da gecikmiş dil ve konuşma nedenlerinden biridir. İşitmede sorun yaşayan çocuğun anlamasında, dil ve konuşma gelişmesinde de sıkıntı olması beklenmektedir.

Down Sendromu gibi sendromlar, zihin engeli, nörolojik hastalıklar, otizm ve motor gelişim geriliği de gecikmiş dil ve konuşma nedenlerindendir. Gecikmiş dil ve konuşma, yarık damak dudak ve dil bağı gibi organik nedenlerden de kaynaklanmaktadır. Ayrıca, çocuğun içinde bulunduğu ortamdaki uyaran eksikliği de konuşma gelişimini yavaşlatabilmektedir.

Ebeveynlere Tavsiyeler:

– Çocuk konuşurken dinlenmeli ve sorduğu sorulara cevap verilmelidir.

– Çocuk soru sormaya teşvik edilmelidir.

– Çocukla konuşurken söylenen şeyler görsel olarak desteklenmelidir. Örneğin, markette “domates” derken anne “domatesi” işaret edebilir.

– Düzenli olarak çocuğun yaşına uygun kitaplar okunmalıdır.

– Çocukla oyunlar, çocuğun konuşmasına fırsat yaratacak ve dil gelişimini destekleyecek şekilde oynanmalıdır. Aileler bu konuda uzmanlardan ya da çocuk gelişimi ve eğitimi kitaplarından yardım alabilirler.

– Çocuğun televizyon seyretme ve bilgisayar kullanma süresi sınırlandırılmalı ve bu süre birlikte kitap okumaya, etkili oyun oynamaya ve karşılıklı konuşmaya ayrılmalıdır.

Kaynakça:

www.konuşmaterapi.com